Florlu Diş Macunu Zararlımıdır ?

Günümüzde ağız ve diş sağlığı alanında en çok tartışılan konulardan biri de dişler için kullanılan florun faydalı mı yoksa zararlı mı olduğudur. Zaman zaman konuyu iyi bilmeyen veya yüzeysel olarak takip eden bazı yazarlar florun ne kadar zararlı olduğu hakkında sayfalarca yazı yazmış, hatta florun bir zehir olduğunu ifade edecek kadar da ileri gitmişlerdir.Flor doğada kayalarda, toprakta, sularda ve havada hiçbir zaman serbest bulunmayıp iyonlar ve bileşikler halinde bulunur. Flor kıkırdaklarımız, kemiklerimiz, diş ve tırnaklarımızın yapısında bulunan, eksikliğinde veya fazlalığında bu dokuların yapısını bozan bir elementtir. Flor daha çok volkanik yapıların etrafında, artezyen sularında, endüstriyel gazlarda ve kömür dumanlarında bol miktarda bulunur. Ülkemizde özellikle Isparta ilinde sularda fazla miktarda flor bulunması nedeni ile Florosis denilen (flor fazlalığı) hastalık sıkça görülürdü. Bu hastalığın tipik görüntüsünde dişlerin minesi oluşmaz ve genellikle dişlerde yaygın çürükler görülür, bunun yanında tırnaklarda şekil bozuklukları ve kemiklerde kolay kırılmalara da sık rastlanır.

Tenisçi Dirseği Hastalığı Nedir

Tenisçi dirseği hastalığı genellikle orta yaşlarda ve daha çok erkeklerde görülür. Tenis oyuncularında sık görüldüğü için tenisçi dirseği olarak adlandırılmış olan bu hastalık, sürekli el aleti kullananlarda, el işi ve örgüsü yapanlarda, yoğun bahçe işleri çalışmalarında ortaya çıkabilir. Devamlı el sıkışan insanlarda (siyasetçi gibi), marangozlarda, bahçıvanlarda ve diş hekimlerinde sık görülmektedir. Yani bu hastalığın oluşması için tenis oynamaya gerek yoktur.Tenisçi dirseği hastalığı daha çok sık kullanılan kolda (solaklarda sol kol gibi) görülür. Ağrı, dirseğin dış tarafı olan ve lateral epikondil denilen bölgesine, kasın (ekstansör karpi radialis) yapıştığı yerdedir. Bu bölgede daha çok hissedilir. Ağrı istirahatle azalır, kolun kullanımıyla artar. Kolun içe ve dışa döndürülmesi ve elin kavrama hareketiyle ağrı belirginleşir. Ağrı genelde yavaş başlangıçlıdır, daha sonra ön kola ve el sırtına doğru yayılma gösterebilir.

Zatüre Hastalığından Korunmanın Yolları

Zatürreden korunmak için zatürre oluşumunu kolaylaştıran risk faktörleri azaltılmalıdır. Akciğer, kalp, böbrek, karaciğer, şeker hastalığı gibi bağışıklığı bozan kronik hastalıkların kontrol altında tutulması önemlidir. Sigara ve alkolün bırakılması, ağız ve mide içeriğinin solunum yollarına kaçmasına neden olan risk faktörlerinin azaltılması gereklidir. Bağışıklık sistemi­nin güçlendirilmesi için iyi beslenme ve hijyenik önlemler zatürreden korunmayı sağlar. Zatürre gelişiminin kolaylaştığı viral üst solunum yolu enfeksiyon salgınları sırasında havadan bulaşı önlemeye yöne­lik kalabalık ortamlardan kaçınılması ve maske kullanılması önerilmektedir. Grip salgınlarının da önlenmesi gerekmektedir. Özellikle zatürre gelişimi açısından yüksek risk taşıyan kişilere ve bu kişilerle teması olanlara grip aşısı yapılmalıdır. Bu aşılar bir yıl süreyle korunma sağlar. Grip aşıları her yıl eylül, ekim aylarında ya da en geç kasım ayında bir doz kas içine yapılmalıdır. Grip aşıları gribe yakalanma riski yüksek veya grip olduğunda gribin ağır ve ölümcül seyredebileceği kişilere uygulanmalıdır. Yumurta alerjisi olanlar grip aşısı yaptırma­malıdır.Zatürreden korunmada en önemli basa­mak ise zatürre aşısıdır. Zatürrenin bakteriyel nedenleri arasında dünyada en sık rastlanan mikroorganizma Streptococcus pneumoniae olduğu için bu bakteriye karşı aşılar geliştirilmiştir, ilk çıkan polisakkarit aşıların 5 yıl sonra tekrarı yapılması öne­rilmektedir. Ancak yeni geliştirilmiş olan konjuge aşının etkinliği fazladır ve ülke­mizde de 9 ay ile 18 yaş arasında ve 50 yaş üstü erişkinde kullanımı Sağlık Bakanlığı onayı almıştır. Kalp, akciğer, şeker hastalığı, alkolizm, siroz, beyin – omurilik sıvı kaçağı gibi kronik hastalığı olanlar, bağışıklık sis­temi yetersizliği olanlar, AIDS/HIV olguları, kan hastalıkları, kronik böbrek yetmezliği, organ nakli yapılmış olan hastaların aşı ile korunmaya alınması önerilmektedir. Aşı uygulanan yerde ağrı ve kızarıklık gelişe­bilir. Ateş, halsizlik, kırıklık gibi bazı yan etkiler olabilir, bunlar geçici ve hafiftir.

Portakalın Faydaları Nelerdir

 Portakal mükemmel bir C vitamini kaynağıdır. 100 g portakal yetişkin birinin günlük C vitamini gereksiniminin %80′lne yakınını karşılar. Bağışıklık sistemini güçlendiren C vitamini özellikle kışın sık görülen grip, soğuk algınlığı, boğaz ağrısı gibi sorunlarla baş etmek için oldukça önemlidir. C vitamininin yanı sıra B ve E vitamini, fosfor, magnezyum ve folik asit açısından da zengindir. Damarları güçlendirir, cildi besler, kansızlığa iyi gelir. Hamileler için önemli bir besin kaynağıdır. Yüksek oranda antioksidan İçeriği sayesinde pek çok kanser türüne: karşı koruyuculuk sağladığı gibi deri yaşlanmasına sebebiyet veren serbest radikallere karşı da etkilidir.B6 vitamininden zengin olan portakal hemoglobin üretimini destekleyerek kan basıncının yükselmesinin önüne geçer.Lif oranı fazla olduğu için sindirim sistemi sorunlarını en aza İndirir, kansere yakalanma oranını düşürür.

Boyun Fıtığı Tedavisi Varmıdır ?

Genellikle hastalar kendileri ilaç kullandıktan sonra ağrılarının ve uyuşmalarının geçmemesi nedeni ile hastanelere başvururlar. Hastanede yapılan fiziksel incelemede kollarda boyundan çıkan sinir kökü sıkışmasına ait bulgular saptanır. Bu bulgular, kollarda güç kaybı, reflekslerde azalmalar, ve hipoestezi olarak tanımlanan duyu ve his kusurlarıdır. Ancak radyolojik olarak da bu muayene ile saptanan bulguları gerçeklemek gerekir. Boyunda omurilik ve buradan çıkan sinir köklerini günümüzde en iyi olarak MR görüntüleri vermektedir. Ayrıca kollarda olan ağrıları, koldaki diğer sinir sıkışmalarından ayırt etmek için ElekroMiyografi ( EMG ) ve ENMG tetkikleri de çok yararlı ve rutin yapılan tanı metodları arasında yer almaktadır. EMG gibi sinir testleri boyun fıtığının ayırıcı tanısında çok önemlidir. Çünkü aynı ağrıları kolda dirsekte veya bilek de sinir sıkışmaları da yapabilir. Bu nedenle ayırıcı tanı çok doğru olarak yapılmalıdır. En sonunda tam ve kesin tanı konulduktan sonra iş tedaviye gelmektedir.Tedavide çok çeşitli metotlar ve yöntemler yıllar boyu denenmiştir. Ancak günümüzde boyun fıtığı tedavisi için başlıca yollar; ilaç tedavisi, fizik tedavi ve tüm bunlarla yanıt alınamazsa ameliyat gündeme gelmektedir. İlaç tedavisi boyun fıtığının ağrısını azaltmak için kullanılmakta ve bunun için kas gevşetici ajanlar, ağrı ve iltihap giderici ilaçlar verilmektedir. Ayrıca belirli bir dönem için tartışmalı olmakla beraber boyunluk da kullanılmaktadır. İlaç tedavisinden yarar görmeyen hastalar için fizik tedavide çeşitli yöntemler ile ki bunlardan bazıları elektriksel olarak veya ultrasonik dalgalar ile ve çeşitli banyo ve masaj yöntemleri ile boyun fıtığının etkisini ve ağrını azalmak için kullanılır. Eğer tüm bu yöntemler ile ağrı uyuşukluk ve güç kaybı geçmiyor ve insanın günlük işlerini aksatacak seviyede ise operasyon gündeme gelmelidir